karahaber24

Gerçeği 24 Saat Takip Et!
CHP Genel Başkanı Özel: İmamoğlu tutuksuz yargılanmalı, korkuyorlarsa ev hapsi versinler

11 Mart akşamı Pendik mitinginizde “Tutuksuz yargılama bu ülkede tansiyonu düşürür” dediniz; ardından da “Bu milletin en çok meşgul edildiği konu, arkadaşlarımıza atılan iftiralardır” ifadesini kullandınız. Ekrem İmamoğlu ve CHP’li belediyelere yönelik davalar tutukluluk olmadan sürerse bu siyasi gerilimi nasıl azaltır? Ne demek istediniz?

Bir yandan Erdoğan, Bahçeli ve iktidara yakın yorumcular, iç cephenin güçlendirilmesinden, etrafımız ateş çemberiyken siyasi kutuplaşmanın Türkiye’yi zor durumda bırakacağından söz ederek bizi suçluyorlar.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “selden kütük kapma” ve “Ankara merkezli siyaset” eleştirilerini mi kastediyorsunuz?

Evet. Benzer açıklamaları Bahçeli’den de duyuyoruz.

Öte yandan partimiz CHP, bugüne kadarki en önemli çıkışlarından birini yapmış, Erdoğan’a hiç yenilmemiş ve cumhurbaşkanı adaylığını ilan etmiş bir siyasetçisi tutuklu yargılanıyor, cezaevinde. Üstelik bütün güçleriyle kendisine, ailesine, yakın siyasi çalışma arkadaşlarına, toplantılarını organize eden özel kalem müdüründen aracını kullanan şoförüne, korumasına kadar sert bir saldırı yürütülüyor; çoğu da tutuklu.

Amaç, İmamoğlu’nu siyaseten tasfiye etmek, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni de felç ederek hizmet üretemez hale getirmek.

Şimdi dava başladı. İmamoğlu ve arkadaşları gözaltına alındıktan neredeyse bir yıl sonra hâkim karşısına çıktılar.

Duruşmalar da gergin geçiyor. Tahliye ihtimali görüyor musunuz?

Mahkeme, nisan başında tutukluluk incelemesi, nisan sonunda da ara karar ve yeniden tutukluluk incelemesi yapılacağını açıkladı.

İç cephe güçlensin, siyasi tansiyon düşsün diyenlere şunu sormak isterim: Tutukluluk incelemesinin bayramdan önce yapılmamasında, bırakılacağı belli olan kişilerin bir bayramı daha içeride geçirmesinde ne fayda var? Ama bunu yapmayacakları anlaşılıyor.

Oysa yapılacak tutukluluk incelemesinde, sorguları tamamlanan arkadaşlarımız için tutuksuz yargılama kararı verilirse bu siyasi iklimi değiştirebilir, tansiyonu düşürebilir.

Kimse “Beni yargılamayın” demiyor. Adil ve şeffaf bir yargılama istiyor ve en temel hakkı olarak “Beni tutuksuz yargılayın” diyor. Çünkü tutuklu yargılamayı gerektiren koşullar artık ortadan kalktı.

Tutuksuz yargılama başladığında tansiyon kendiliğinden düşer. Tutuksuz yargılanan kişiler mahkemeye yalnızca kendilerini ilgilendiren duruşmalarda gelir. Tutuklu olan her arkadaş için avukatlar, yakınlar, parti örgütü ve herkes her duruşmaya akın etmez; örneğin bu kalabalık da oluşmaz.

Yani siyasi gerilim ilk olarak duruşma salonunda mı azalır diyorsunuz?

Bizim itirazımız yargılamaya değil, gereksiz yere tutuklu yargılamaya. Bir de gizli tanık ya da itirafçı kaynaklı iddiaların, iftiraların mutlak gerçekmiş, hatta kesinleşmiş mahkeme kararıymış gibi sunulmasına.

“Ahtapot” ve benzeri söylemler önce iddianamede yer almış, ardından Cumhurbaşkanı ya da Adalet Bakanı tarafından dile getirilmiş olsaydı buna siyaset dili der geçerdik.

Ama önce bu ifadeleri Erdoğan kullanıyor, sonra iddianamede karşımıza çıkıyor. Böyle olunca savcının iddiası siyasetin konusu olmuyor; siyasetçinin söylemi savcı tarafından iddianameye geçirilmiş oluyor. Üstelik gizli yürütülen bir soruşturmada.

Erdoğan ile Akın Gürlek, biri siyasi söylemde, diğeri iddianamede aynı ifadeleri kullanarak adeta birbirlerini ele vermiş oldular; bizim tepkimiz buna.

İktidar kulislerinde “Tahliye olursa İmamoğlu yine otobüsün üstüne çıkar”, “Zafer kazandık derler, sonra bir daha önünü alamayız” gibi sözler de duyuluyor. Size de geliyordur. Buna ne diyorsunuz?

Evet, geliyor. Zaten bu da davanın siyasi olduğunu gösteriyor.

Bir kişinin tutuklu kalmasının gerekçesi “serbest kalırsa siyasi kampanya yapar” olabilir mi?

Madem onlar hukuku tanımayan bir zeminde duruyor, ben de onların mantığıyla konuşayım: Eğer Ekrem Bey’den bu kadar korkuyorlarsa, sokaktaki etkisinden çekiniyorlarsa, hiç değilse ev hapsi versinler.

Çok dikkat çekici bir şey söylediniz. Peki Ekrem Bey bu ev hapsi önerinize ne der? İkinci duruşmada “Derdiniz benimle, arkadaşlarımı bırakın, beni yargılayın” demişti.

Ekrem Bey’in derhal özgürlüğünü istemesinden daha doğal bir şey olamaz. Ancak buna da razı olacağını düşünüyorum. Biz bütün arkadaşlarımızın tutuksuz yargılanmasını istiyoruz, elbette Ekrem Bey’in de. Madem sokağa çıkmasından korkuyorlar, ev hapsi versinler. Hiç değilse yüksek güvenlikli cezaevindeki tecrit koşullarındaki işkence sona erer.

Tutukluluk süresi uzadıkça Ekrem Bey’i sevenlerde öfke birikiyor, iktidar tarafı da bu kadar uzun tutukluluğu savunamaz hale geliyor.

Tahliyeler genel olarak tansiyonu düşürür. Bu ailelere de iyi gelir, bize de iyi gelir; aslında iktidar farkında değil ama Türkiye’ye de iyi gelir.

Ben inanıyorum ki Ekrem Bey ve arkadaşlarının tahliyesiyle birlikte borsa rekor kırar, Türkiye’nin risk primi düşer, dünyadan olumlu tepkiler gelir.

İç cephenin güçlendirilmesi konusuna dönersek, önümüzde Terörsüz Türkiye süreci var. Böyle bir tansiyon düşüşünün buna etkisi nasıl olur?

Terörsüz Türkiye süreci Meclis’ten geçti. Orada parti gruplarının ve milletvekillerinin desteği önemliydi. Bundan sonraki aşamada kamuoyu desteği önemli.

Bakın, ben sokakta rakiplerinin beş katı kadar halkla temas eden bir parti genel başkanıyım. Muhalefetin en önemli isimlerinden birinin cezaevinde tutulduğu bir süreçte, Terörsüz Türkiye başlığı altında atılacak bazı adımların tartışma yaratmasından endişe duyarım.

Geçenlerde Karaman mitingimizde, konuşma öncesinde yaşlı bir vatandaş yanıma geldi. “Terörsüz Türkiye kapsamında terör örgütü üyeleri serbest kalırken bizim Ekrem içeride mi kalacak? Bunu da söyle” dedi.

Sonuçta Terörsüz Türkiye sürecinde üzerimize düşeni yaptık, yapıyoruz; ama Karaman’daki amcayı da ikna etmek gerekiyor.

Cumhurbaşkanının “selden kütük kapma” suçlamasına ne diyorsunuz?

Bunu Erdoğan söylüyor. Dış politikada bazı hatalar yapıldı. Rus uçağının düşürülmesi, ardından önce gerilim sonra normalleşme stratejisiyle S-400’lerin alınması yaşandı. ABD’nin CAATSA yaptırımları kapsamına girdik, üretici ortağı olduğumuz F-35 programından çıkarıldık. Üretimine katkı sunduğumuz F-16’ları modernize edemez hale geldik. Şimdi başkalarından Eurofighter bekliyoruz. Umudumuz KAAN’da, onu destekliyoruz. Ama S-400’leri de kullanamıyoruz. İran füzelerinde bunu gördük. Yine Patriotlara ihtiyaç duyar hale geldik.

Zafiyet, benim bunları dile getirmemde değil; Türkiye’nin savunmasını bu hale getirenlerde.

Şehirde elektrik kesilmiş, ben “elektrik kesildi” deyince kesintiye neden olanı değil beni suçluyorlar.

S-400’ler neden kullanılmadı diye sormamıza kızıyorlar; F-35 konusunda özeleştiri yapacaklarına bizi eleştiriyorlar.

Güçlü hava savunma sistemine sahip firkateynler yapılmalı dedik. Yapılmış olsaydı bugün Kıbrıs açıklarına konuşlandırabilirdik. Bunu hazır etmemek mi suç, yoksa dile getirmek mi?

Peki, biz selden kütük kapmayalım ama bizim kütükler neden sele kapıldı, bunu da mı sormayalım?

Leave comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *.